Deniz Yaramazlık yaparken...


Mittatpaşa mağazamızın açılışı sırasında Deniz'in bakliyat deposunda köy yumurtaları ile oynarken...
Deniz'in magazalara gelince nereye girip, nereyi karıştıracağı hiç belli olmuyor.
Deniz artık hiç ele avuca sığmayan, sürekli kendi istekleri yapılsın isteyen asi bir çocuk oldu.
Her şeye sürekli itiraz ediyor.Okuldaki pedagogunun söylediğine göre bu yaşa göre normalmış.

Cici annemiz ve Deniz Dedemiz geldi...



Dayımız askerden geldi.Anne annemiz ve dayımız Ankaraya gittikleri için, ciciannemiz İstanbuldan Antalyaya geldi.03 Ekim Pazar günü hep beraber pikniğe gittik ve denize girdik.
Antalyada hala hava çok güzel ve biz askılı tşörtlerle geziyoruz.


Ezgi benim fotograf cekmeyi bilmediğimi ima edip, kendisi eline fotoğraf makinasını alıp yukardaki 2 pozu çekti.Artık yorum sizin.Kim daha güzel çekiyor...

Deniz Okula Başladı...


Deniz'in okula başladığı ilk gün fotoğrafı.Çok güzel okul kıyafetleri var.

Deniz'i kreşe vermek için nerdeyse konyaaltındaki her kreşi gezdik.En çok içimize sinen AKD Kids (Amerikan Kültür Derneğinin )kreşi oldu.İlk okula başlar başlamaz çok kötü hastalandığı için Deniz!in okula alışma sürecide uzun oldu.Tabi anneannesine çok düşkün olmasınında buna etkisi çok.En sonunda anneannesinin de sabahları işe gittiğine ikna ettikten sonra, okula gitmekten başka caresi olmadığını anladı.Hala sabahları biraz mızırdansa da okulu birbirine katacak şekilde ağlamıyor.
1 ay içinde okulda 5 şarkı ve bir sürü oyun öğrenmiş.Bazen kendi kendine şarkıları söylüyor.

pazar Günümüz



Pazar günü sabah erkenden kalkan Deniz, beni öpücükleriyle uyandırdı.Denize gitmek için hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra ailecek denize gittik.Hava o kadar sıcaktı ki denizin içinde bile serinleyemedik.
Deniz dönüşü Nehir-Meryem ve Firuz ile güzel bir kahvalatı yaptık.Tabi benim oğlum bulmuş güzel kızı, bırakır mı?

Ögleden sonrada Deniz ve babası berbere gittiler.Deniz Berber dönüşü ben saçlarımın kıvırcık olmasını istiyorum diye çok ağlasada, şu anda yeni imajı ve şacından çok memnun.

Artık Antalyadayız...

3 haftalık aradan sonra tekrar blog yapmaya başlıyorum.
Bu 3 haftada hayatımızı sil baştan değiştirdik.

Artık Antalyada oturuyoruz.Yeni evimiz, yeni ama kendi işimiz var.

Her 2 yılda bir taşınsak da evimiz çöp eve dönmüş.Gördük ki bizim çok döküntümüz var.Yeni evimizde küçük tuvaleti kiler haline getirdikten sonra ancak sığabildik.

Deniz ilk günlerde tekarar İstanbula gideceğimizi düşünüyordu.Baktıki yeni evimize iyice yerleştik, düzen kuruldu şimdi evimiz çok güzel diyor.

Her gün sabah Deniz, anneannesiyle denize gidiyor.2 hafta içinde Deniz kolluklarla yüzmeyi öğrendi.Deniz içinde yaptığı hareketleri pazar günü görünce şok olduk.





Bu zaman zarfında anneannesi Deniz'e çiş öğretme çalışmaları yapmaya başladı.Tabi Deniz evin her köşesine, her koltuğa bir kere çişini yapınca şimdilik hazır değil diye çalışmalarımıza ara verdik.İnşallah çişini öğrenirse, kreş işimiz daha kolay olucak.
Daha kreş bakmaya fırsatımız olmadı,en kısa sürede kreşleri gezip kendimize uygun bir yer bulmayı planlıyoruz.


Evimizin balkonundan görüntüsü.Akşamları balkonumuzda oturmayı çok seviyoruz.

Babalar Günü...

Deniz Sabah babasını öperek uyandırdı. Bu öpücük aslında babalar gününü kutlamak içindi.
Deniz, Emin gibi babası olduğu için şanslı bir çocuk.Her gün babasıyla çok güzel oyunlar oynuyorlar ve konuşuyorlar.Bazen kavga etselerde , Deniz babasını 1 gün görmese ertesi gün babasını arıyor.Sürekli babasını sayıklıyor.Deniz'in son günlerdeki lafı "Benim babam KOCANAN".
Sabah hisara kahvaaltıya gittik.Kahvaaltıdan sonrada dedemizin babalar gününü kutlamaya gittik.

Quaresma Beşiktaşta...


Denizi ilk defa İnönü stadyumuna götürdük.Daha önce Akatlarda basket maçına giden Deniz İnönüyü görünce deli oldu.Etrafındaki herkesin üstünde Beşiktaş formalarını gördüğünde baba herkes Beşiktaşlı diye sevinçten çığlık atıyordu.
Stada ilk girişimiz İnönü stadyumuna giriş için artık kalsikleşen kapı-yığılma-turnike problemleriyle olsada, (Çocuk genç yaşında Beşiktaşlılığı tam yaşadı) yeni açık trübününde zorda olsa yer bulduk.
Deniz evde ve arabada Beşiktaş marşlarını dinlediği için statda çalan her şarkıyı bildiği için Deniz daha da çoştu.Bir ara yumruklar havaya tezauratı yapılırken Deniz'inde yumruğunu havaya kaldırdığını gördük.Üçlü çekilirken elini sallaması sonra zıplaması artık Deniz'in tam bir yavru Kartal olduğunu gösteriyor.(Babası tüm amacına ulaştı...Yalnız sorun şu ki, bu çocuk babasından daha fanatik olacak gibi ilerde ne yapıcaz onu kestiremiyorum).

Piknik

Cici annemiz gecen yıldan beri pikniğe gidelim diyordu ama bir türlü ayarlayamamıştık.Bu
cumartesi gitmeye karar verdik.Karaburuna gittik.
Deniz mangal yakma hazırlıklarını çok dikkatli inceledi.Mangal yakmaya yardım etti.
Deniz Mangalın yanışını seyrederken.Yanağına dikkat !

Deniz biberleri -köfteleri pişirirken Cici annesine yardım etti.

Deniz karnını doyurduktan sonra bir güzel hamakta uyudu.Hamağı ilk kurduğumuzda sevmedi ama sonradan hamağa bayıldı.

Sadece Deniz değil hepimiz hamağa bayıldık.

Uçak Müzesi



23 Mayıs pazar günü Yeşilköydeki Havacılık Müzesine gittik.
Deniz deli oldu.Bütün uçaklara büyük ilgiyle baktı.Deniz şu anakadar silah-füze gibi nesneleri bilmediği için savaş uçaklarıyla çok ilgilenmedi.Daha çok büyük uçak-küçük uçak olarak inceledi.
Müzeden çıkarken küçük bir uçak satış yeride koymuşlar.Deniz'e bir tane uçak aldık ve mutlu mutlu eve geldik.

Yanlış ama yerinde anons...

Pazar akşamı tarihe MAL olmuş bir büyük (?) kulübün kendine yakışanı yaptığı bir akşamdı.
Bizim evde de önce bir şaşkınlık sonra da kahkahalar hakim oldu. fenerbahçe'nin Bursa'nın şampiyonluğunu kutlaması sonucunda, bu fair-play'i aykata alkışlamak gereği duyduk.

Fenerbahçe’nin şampiyon olup-olmamasına sevinmedim. Umurumda değil açıkcası...
Hatta sezon başında "bu sezon bir anadolu takımı şampiyon olacak. kim olsun istersin" diye sorsalar, en sona Bursa'yı koyardım herhalde. Ama hakederek kazanılmış bir şampiyonluğu kutlamak, Beşiktaşlılığın gereği olduğundan, Bursaspor'un şampiyonluğunu kutlarız.

UNUTMA & UNUTTURMA...
Futbol meraklılarını günlerce idare edecek malzeme çıktı bu gece. Acaba maçın sonunda Bursaspor maçının berabere bittiğine (ve dolayısıyla Fenerbahçe’nin şampiyon olduğuna) dair anonsu kim yaptı? Niye yaptı? Nasıl yaptı? Falan filan…
Her kim, ne için yaptı bilmiyorum ama çok iyi yaptı.
Maç bittikten sonra Kadıköy’deki görüntüler hiç iç açıcı değildi. Fenerbahçeli taraftarlar vandalizmin sözlük anlamını yerine getirerek önlerine çıkan her şeye saldırıyorlardı.
Bir ara ,sarı lacivert forma giymiş birisi yoldaki trafik levhasını tekmeliyordu.
Ne istediyse vatandaşın levhasından…
Her kim yaptıysa o gerçek dışı anonsu, iyi ki yaptı.
Öbür türlü, zaten zıvanadan çıkıp sokaktaki trafik levhasına girişen tekmeleyen vandal taraftar aynı şiddeti sahada gösterebilirdi.
Gözü dönüp hakemlere, futbolculara saldırabilirdi.
Kendilerini büyük gören Fenerbahçe taraftarını izledik pazar gecesi...

SÖZÜN ÖZÜ: " Bu sene de tek eğlence, yine EBLEH fenerbahçe..."

Edirne

Sürekli Edirneye gitme planları yapıp bir türlü gidemiyorduk.Bu hafta aniden haydi gidelim cumartesi dedik.Cumartesi sabah 8 de Edirne yollarındaydık.

İlk durağımız Selimiye Camiiydi.Cami muhteşemdi.Tek sıkıntı caminin içinin ayak kokmasıydı.Bu konuda Kültür bakanlığına ve Diyanet işlerine hemen maillerimi attım.Böyle güzel bir eserde koku olmaması için çözüm bulmak gerekiyor.



Edirneye gitmişken Edirnenin nefis ciğerinden de yedik.Mis gibi kokan Selimiye Arasta çarşısından meyve sabunlarımı aldık.Meriç ırmağının kenarında çaylarımız içtikten sonra gece 23:30 civarında evimize geldik.


Edirne için Kültür Bakanlığının sitesinde Karaağaçı görmeden gitmeyin yazıyordu.Biz de bu kadar geldik Karaağaça da gidelim diye konuşurken Şeçkin yoldaki 2 kişiye Karaağaça nasıl gidebiliriz diye sordu.Burası Karaağaç dediler.Biz tabi koptuk.
Edirneyi beğendik.Çok yeşil ve temiz bir şehir.Özellikle Meriç kenarında oturmak insanın tüm yorgunluğunu alıyor.
Ertesi gün Denize, oğlum biz nereye gittik dedim.Edirne camisine dedi.Peki camiyi kim yaptı diye sordum.Sinannnn.dedi.Gezelim,görelim,öğrenelim...